Yoz / Bade Erbayav

Avuçlarımızda taze kesilmiş çimen kokusuyla oturuyoruz parkta.

Alt taraftaki caddeden gelen korna sesleriyle kulaklarımız, trafiğin süpürdüğü asfalt tozuyla gözlerimiz yıkanıyor. İnatla oturmaya devam ediyoruz orada.

Pek özlemişiz o leş parkı.

Ayakkabılarını, çoraplarını çıkarıyor. “Korkma, kokmaz”, diyerek sırtüstü uzanıyor yere, sigarasını tüttürüp havaya üflüyor. Aslında pek de sevmediği o kadın yazarın şu son çıkan en kalınından romanını almış yanına ama gözlüğünü masada unutmuş işte.

“Bunu da taşıdım boşuna” diyor. “Takoz gibi. Beynim erimiş gibi hissediyorumzaten son günlerde. Hep unutmak istiyorum o günü. Dün rüyamda üryan koşuyordum. Tarlaların orta yerinde bir meşe ağacı vardı, dallarına genç yaşlı kadınları asmışlardı. Çok korkmuştum, ben de üryandım çünkü. Uyandım bir vakit, senin totoda pire revüsü vardı o saatte.”

“Sabaha karşı ayaza kaçtı hava, pencereyi de açık unutmuşsun, ben de kalkıp kapattım. Asıl senin kıçın açıkta kalmıştır”, diyorum.

“Ruhsuzsun. Hep ruhsuz biriydin zaten.”Sinirleniyor. Suratı bozuldukça daha çok gülümsüyorum

“Ruhlanınca düzelecek mi ki sence herşey? Monoloğuna devam etsene hem sen” diyorum.

Kızarmış gözlerini parmaklayarak, karamsarlığımdan çok sıkıldığını söylüyor. Çocukça bir ses tonu vardır hep, hâlâ ilk günkü umutla şakıyor.

“Ben sen değilim”, diyor. “Daha karmaşık bir yapım varbenim. Asla vazgeçmem. Ölürüm de…”

“Hiçbir şey düzelmeyecek. Yozun dozu kaçtı bir kere”, diyorum. “Üzülürsün diye demedim sana.Kuş havuzunda bir kuş boğuldu bu sabah.”

“Umutlu bir şey söyle, bir kez de umutlu bir şey çıksın ağzından”, diyor.

“Beşlik simit de yapmıyor artık fırıncılar” diyorum.

“Nesi umutlu şimdi bunun”, diye soruyor. Kaşlarını da bedenini de kaldırıp yüzüme dik dik bakıyor.

Ayakucuna sırtüstü uzanıyorum.

“Üşümüş olmalılar”, diyorum.

Çoraplarını giydiriyorum ayaklarına.

Kullanıcı Yorumları (Yorum Ekle)