Verimsizlik / Reyhan Yıldırım

Bir kadın olarak edebiyatla kurduğum ilişkiyi anlatmamisteniyor. Ancak ne kitaplar geliyor aklıma ne de kadın olmak umurumda.

Verimsizim!

Yazarken, okurken de, tek bir arzumvaraslında; istiridyeyebenzettiğimdilin kabuğunu aralayıp incisini görmek. Yazma uğraşında bu istek, büyük bir soruna yol açıyor. Sonuçta ölecek istiridyeden arta kalacak inci, ben ona nihayet ulaştığımda, çoktan kendi yaratılış serüvenine yabancılaşmış olacak.   Öyleyse inciyle buluşulan her sefer için bir yetinme, gerçekten bir tüketme durumu söz konusu.Samimi olmak istiyorum, o yüzden itiraf ediyorum size: İşte ben,tam da bu ‘tüketme’ işini, yazmamanınbahanesisayanlardan olabilirim.

Kendimi inceledim.

Başlangıçta farklı olmak, bu farklılığımla görünürleşmek isteği duyuyordum sanırım. İçten dışa bir durum! Bir fener yakıp bana gelmeleri için okurları beklemek mi desem ya da onlara gitmek için feneri alıp yollara dökülmek mi? Edebiyat,‘yaşantıları / bazı yaşananları güzel ve etkili birdille aktarmaktan ötedir’ bilgisine ulaşmak, zaman alıyor. ‘Ne kadar sürdü bu hal?’derseniz,elbette bir dizi hayal kırıklığı yaşayana kadar!Galiba, ancak o zaman,anlatmak yerine en sıradan görüneni bir olanaklar denizinde çoğaltmak çabasına girişebildim. Şimdi yazmak, yazmamak kadar zevkli değil örneğin. Çünkü verim’sizlik,bende, aramakla aynı şey.

Ben, yazmak için mağaraya her indiğinde,içinde rast gelebileceği yeni bir damar ümidi taşıyanlardanım. Soluğumun kesileceği anı bekliyorum, sonsuzlukta asılı kalacağım bir anı. Yeni bir farkındalık! Başka hiçbir şeye yer bırakmıyor bende yazmak, varsa yoksa ben ve beni ben yapan farkındalıklarım; hem dile hem de hayata dair.

Bakın yalan söylemeyeceğim, asıl büyünün, zihnimin dille kurduğu oyunları (ya da dilin oyunlarla kurduğu zihnimi) deşifre etmekte olduğunu düşünüyorum, bu içten içe gelişen sürecin ta kendisinde. Metin ortaya çıktığında,onun okuyanlarla genişleyecek etkisi ise başka. Bir de şöyle ifade edeyim: Zihin hayatımın dil üzerine kurulduğunu, dilin kendi dışımdaki gerçekliği kavramlaştırırken en önemli aracım olduğunu, her daim yabancıladığım dünyayla yegâne ilişki umudumun da dilde saklı olduğunu hissediyorum. Belki öykü yazmak yerine günlük yazmak daha uygundurbanaveya felsefi metinlere yoğunlaşmak.

Yaşadığım dünyaya dayatılan kavramların hangi anlamları öne çıkardığını algılamak, yazının bu dayatmayla mücadelesini izlemek, dünyanın kurgusuz sokaklarınıhak edip oralarda kaybolmak! Okurken de, yazarken de,en çok heyecanlandıran şey, beni.

Kadınlık neresine gizlenmiştir bu serüvenin? Soruyu azımsamaktan çekinmeyeyim:Erkek ya da kadın yazar arasında ayrım yapamıyorum.Deyin ki,farkedilen olasılıklardadır, kadın. Deyin ki,bu çeşit ve her çeşit mücadelenin tam da kendisidir, kadınlık.  Bir G noktasının ötesinde şekillenecek kavrayışın her aşamasında kendimi yeniden kurmanın huzursuz,ama zevkli yorgunluğunu duyuyorum aslında. Gülmeyin, benim edebiyat ile ilişkim, mağaramın aydınlanan duvarlarındaki gölgeler ironisi gibi. Işığı ilk gören kadın değilim, ama gölgelere bakıp ondaki dünyayı yeniden yorumlama cesareti bulan az sayıdaki kadından biriyim.Kadınlık, bu kadar!

Şimdiki hedefim güneşe çıkmak. Şöyle ki,bilgilendiren, tanıklıkeden niteliği öne çıkan metinlerden çok sıkıldım. Adı konmamış bir aydınlanmanın heyecanıyla yaratılan, beni çoğaltan metinleri tercih ediyorum artık. Doğru soruları soran yazarlardan, kül yutmayanlardan yana, gönlüm.

Ben de bir yazar olarak saf olana dönmeliyim yeniden. ‘Bilmeden bildiğim’naif insanlığın hakiki uzamlarında, en sade ve en bilge olanla karşılaşmalar amaçlamalıyım.

“Erkeğin okumuşu kadı, kadının okumuşu cadı olur!” diye bir atasözü var ya bu ülkenin, feci bir söz. Olumlu yaklaşırsakcadılığa talibim; isyana. Biyolojik özellikleri yüzünden varlık mücadelesinezorlanan kadınların bir üyesiyim, zorunlulukla. Bununla birlikte, asıl yaşantı dünyasının dil ve eylemlerle kurulduğu inancınıtaşıyorum. Kendimle hesaplaşmamda, bu topraklarda tekrarlana duran söylemler, adaletsizlikler ve kıyımlarla farkında olmadan pekiştirilen kadınlık tarifine hizmet edenler arasında da yer almış olabileceğimi kabul ediyorum, yakın zamanlara kadar.  Cinsiyet ayrımına tepki koyan tüm metinlerimin (metinlerimin çoğunun) ve diğerlerinin metinlerinin, tüm bu farkında olmadan yeniden üretimlerimin / üretimlerinin üstünü örtesim var artık. Tam da bu nedenle seyrelttim yazmalarımı.

Tarihe,duygusallığa en az yükleneceğim bir basitliğin peşine düştüm, ben.

İster istemez kendimi merkezleştirerek seyrettiğim evreni,sıradan ve kurulmuş gerçekliği,gözlemlemekten farklı yöntemlerle kavramak istiyorum. Yalın ama yavan olmayanın, özün, o öze ulaşmakla çoğu kez hazzı aklımın derinlerinde duyumsayacağımsade bir güzelliğin izindeyim. Sanatın her alanındaki ve edebiyatımızdaki iyi örneklerden esinlenirsem bunubaşarırım, biliyorum. Benim durumum bu: Şimdilik verim’sizim.

Düşünceleriniz ne ise hayatınız da odur:Çanakkale’ye taşındım, hafifliyorum. Bacon’ın dediği gibi beni ‘bir insan olarak doğaya ekleyecek sanatın’puslu kıyılarındanseslendim size;barış, adalet, dostluk, merak, cesaret ve edebiyatla kalmamız dileğiyle...

Kullanıcı Yorumları (Yorum Ekle)