Müziğin Kafka'sı İçin Amin / Emrah Yolcu

            Hayatta bazı anlar vardır, içindeyken; “Şimdi buradayım,” dersiniz, “şimdi buradayım ve bu anın tüm olanaklarını yaşamalıyım! Şu an başka hiçbir şeye ihtiyacım yok. Buna tanık olmakla yetinmemeli, buna katılmalıyım. Bu anın içinde her şeyin fakına varıp, her şeyi unutmalıyım.” dersiniz ve o an bilinç sizden kopar, kişilik kazanır; artık sizde olan şey bir başka alandır, kendinin bilincinde olan bir deneyim alanı; o an bir et ve kemik yığını değilsinizdir, deri çuvalı, kan, ter, gözyaşı, irin ve gaz tomarı değilsinizdir; bir yer açılır, sezersiniz, perdeleri aralayıp parmakuçlarınızla safi müzik olan o âlemi seyr edersiniz. Böylesi anlarda kişinin içinde ve dışındaki her şey farklı devinir. Ona dokunan, onun dokunduğu o sınırlı, algısal evren artık bir ara’dır. Yepyeni, ama bütün yetkinlik alanınızın size en uzak noktasına değin nüfuz ettiğiniz bir ara. Bütün büyük şiirler, filmler, besteler hep bu(a)ranın doğurduğudur. İnsan gözyaşıyla bir şeyler hatırlar. Hatırlamak, gözyaşıdır; akmasa da. Bir damla su. Bir damla derya. Bir damla âlem. Bir damla yıkım. Bir damla kıyamet. Bir damla erte, sonra, hatıra. Çünkü biliyorsunuzdur ki, o deneyimden sonra bir şeyler eskisi gibi olmayacak. Yaşamak ıskartaya çıkacak. İşte o kısa; ama etkisi ve uzantıları uzun olacak birkaç saatin bendeki karşılığı… Evet, belirsiz bir âlemde süzülmek gibi bir şeydi Godspeed You! Black Emperor konseri. Geldiler, vurdular, gittiler. Sahneye çıktılar; söze bulaşmadan başladılar, gittiler. Beni ve daha birçok kişiyi o an orada gözyaşı içinde bırakan bir şarkıyı duyumsadık başlangıçta: Moya’ydı çalan. Evet, Moya! Hani, James Joyce’un Ulysses’te; “Sevgiymiş, Moya!” dediği Moya: Sanki öyleymiş gibi… Evet, sanki her şey gerçekten de öyleymiş gibi, gittiler. Sonrasında nice sabah, müzikleriyle uyanacaktım, gittiler.

            Son albümleri Asunder, Sweet and Other Distress’ın yanı sıra eskilerden birkaç parçayla birlikte, şaşırtı yaparak, bir de yeni parça çaldıkları konser, gerçeküstü görüntülerle de müthiş bir girdaba dönüşerek tanık olan herkesi yuttu. Gruptan ve müziklerinden habersiz olup, mekanın prestijiyle bilet alarak konsere gelenler ise ilk yarım saatte ayrıldılar bu ayinden. Geride kalan bizlere ise, umut sözcüğü ile başlayıp ormanların ve hayvanların geceleri büründükleri korkunç çehre –özellikle minimalist bir tekrarla verilen geyik görüntüleri– ve sonra hunharca dikilmiş devasa ve ıssız binaların görüntüleriyle hitama eren duaya katılmak kaldı. Katıldık, kendimizden geçtik, her şarkıdan sonra âmin dedik. Kendimize geldik. Âmin Moya, GY!BE, East Hastings âmin. İlham verdiğin filmler, şiirler, çıldırışlar için âmin. Seni bir araya getiren tesadüfler için âmin. Hiç bitmeyen bir çığlığa, uzama düşüp orada kalan bir yumru ete dönen, tornavidalarla, yaylarla, tırnaklar ve parmaklarla doğurduğunuz o kanatsız ama uçan serçeye âmin. Mladic için, uyku için, Behemoth için, Tanrı ve şeytan için… Müziğin zirvesinde mabetlere, sözlere, dile, insana, çağa, algıya hücum ettiğiniz için… Albüm kapaklarınızın içine, camdan gökdelenleri yıkmalıyız, yazdığınız için… Âmin, daha bir sürü şey ve hiçbir şey için. İnsanın içinde, ait olduğu bu madde dünyasından başka, bambaşka bir dünyanın daha var olduğuna bizi inandırdığınız için. Bu öte-dünyanın, hiçbir yer olmayıp sadece Nietzsche’nin, “Yanılgı olurdu müziksiz bir yaşam. Almanlar Tanrı’nın bile şarkı söylediğine inanır.” [1] dediği yer olduğunu bize fısıldadığınız için. Sesin duyulan değil, görülen bir şey olduğunu söylediğiniz için. Müziğin Kafka’sı olduğunuz için. Artık bir böcek yığınına dönmüş dünya insanının, duyumsamaya dönüşmesi gerektiğini söylediğiniz için. Tüm duyusal dönüşüm için. “Kralımıza zaferini sunar gibi masumiyetle hazır. / İşte böylece biz buna layık oluruz. / Sen buna giz pencereleri ardında layık olursun / ve bunu doğurmak ve bunu anlamak adına anlarsın. / Bu her dakikayı alır. / Bu kutsal hayatı alır. / Bu duygular alır. / Bu fedakârlıklar alır. / Bu fedakârlıklar alır. / Bu bir ölüm alır. / Ve bu ancak Tanrı’nın izniyle olur. / Ve şayet sen Tanrı’dan değilsen bunu yapamazdın. / Ve böylece büyük dehlizlerden geçen yol ki… / … / Büyük karanlıklar denizine doğru açılan, / benim bu girdiğim ve son boğumundan geçtiğim, / bu karanlık kıvrımlardan estiğim yerden, / bu geçtiğim… / Oturdukları yerden, / oldukları yerden. / Ve Ulu Tanrı’ya nüfuz ettiğin zaman, / deli olduğuna inanacaksın, / çıldırmış olduğuna inanacaksın. / Ama söyle giz pencerelerini takip edip etmediğini. / Bencil doğana hayatını teslim edeceksin, / bu karanlığa nüfuz edeceksin. / Ah, elbet birçok adam ve birçok kadın, / tımarhaneye tıkılmış olan; / bu onlara olduğunda / ve o gün orada oturduğunda onlar, / onların delirdiklerini düşünür insanlar; / ama görürler gerçek olan bir şeyi de, / bunu uyuşturucu kullanırken görürler, / Tanrı’nın ışığıyla değil, sana gösterdiğim şekilde. / Sana Tanrı’nın ışığıyla görmeyi gösteriyorum / ve Tanrı’nın idrakiyle. / Zira Onun yüzünü gördüğünde öleceksin / ve olmayacak arkada bıraktığın bir şey de… / Tanrı-erkekler ve Tanrı-kadınlar, / kutsal erkekler ve kutsal kadınlar dışında / o gecenin altında bir dehşet olacak. / … / Bu dünyada arıyor olacağın bir şey olmayacak / Tanrı dışında. / Bunların hepsi bir rüya, / ölüm içinde bir rüya. / Ve öylece o pencereden süzüldüm, / Tepesine cehennemin ve büyük kıvrımlarına doğru daha yüce bir düzenin…” [2] dediğiniz için âmin. Motor çetelerinden, yani Kara İmparatorlardan adınızı alarak sokaklarımıza tekinsiz müziğinizle daldığınız için. Sadece 33 adet bastığınız albüm için. Gayda için, davul için, keman için, insan sesi için, kelâm için, gitar için, ayak için, pedal için ve geri çevrilmiş bütün yakarılar için, bir daha, âmin!



[1] Putların Alacakaranlığı

[2] Godspeed You! Black Emperor, Static (Çev: Mehmet Yolcu)

Kullanıcı Yorumları (Yorum Ekle)