Kül Kor İzleri / İsmail Mert Başat

Değerli şair İsmail Mert Başat’ın geçtiğimiz aylarda  Toplu Şiirleri Külde Kor İzleri adıyla Islık Yayınlarınca çıktı. Kitabın hemen ardından şairin şiir dünyasıyla yakınlaşma çabasını içeren bir de panel yapıldı. Ahmet Telli ve Timuçin Özyürekliyle birlikte konuşmacı olan Asuman Susam ve Duygu Kankaytsın’ın Başat şiirine yaklaşımlarını içeren metinleri bu şiirleri bize biraz daha yakın kılacaktır.

Kül Tabletler Tarihi

Asuman Susam

İsmail Mert Başat, Türkiye edebiyatının Marksist köklere bağlı, düşünsel ve edebi paradigmasını bu kökensel ilişkiyle kurmuş ve sürdürmekte olan önemli düşün insanlarından, yazar, eleştirmen ve şairlerinden biri. Benim için birinin ötesinde bir biricikliği var.

İlk gençlik zamanlarından bu yana yakın durduğunuz ve tanıdığınız bir değer üzerine konuşmak ve cümle kurmak oldukça zor. Ama bu yakın duruşun bana öğrettiği önemli şeylerden biri de eleştiri/okuma konunuzla ilişkinizi belli bir nesnel mesafede tutmayı bilmek. O nedenle Kül Tabletleri Üzerine yapmaya çalışacağım bu konuşma elbette çok duyguyla, öznel reflekslerle seçilmiş olan, içeri aldıkları ve dışarıda bıraktıklarını bu öznel tutumun belirlediği bir konuşma olacak.

İsmail Mert Başat, edebiyatı,  şiirden makaleye, deneme ve öyküye farklı türlerde aynı arı dili kuşanarak, bir dünya fikrinin ısrarıyla, verili olan ve dayatılana dair gözlere inen perdeleri yırtmanın mekânı olarak görmüş bir yazın insanı. O, politik bağlamda dünya ile kurduğu ilişkisini, edebiyatla, onun alanından, yazıyla hayata müdahaleler ederek kurmuş ve sürdürmekte olan biri. Hangi verimine bakarsanız bakın hayata dair, tarihsel sürekliliğin içindeki bir serüvenin, akışın okunma ve söylenme arzusunu bulursunuz onda. Kavramlara, duygulara, fikirlere yaklaşımına dikkatle baktığınızda -onu bir kez dinlemiş ya da ondan bir makale okumuşsanız dahi- görebileceğiniz bir şeydir bu. O her şeyi uygarlık- insanlık tarihinin içinden ve bir uygarlık okuması olarak ele alır ve yorumlar. Bütüncül ve evrenselci bir yaklaşımla kurar kendisi gibi verimlerini de…

Külde Kor İzleri bu bilgiyle okunması gereken bir toplu şiirler metni. Her bölüm kendi tarihsel süreci içindeki birey ve toplum inşasının yansımalarıyla, temsiliyet ilişkileriyle kurulmuş. Bu şiirin cevherindeki devrimci öz değişmemiştir ya şairin uygarlığa ve özneler arası ilişkilere ve birey toplum ilişkilerine bakışında ve yorumundaki başkalaşım dünya fikrini dille estetiğin alanından kuruşunu değiştirmiştir.

Zamanın sınırlılığı göz önüne alındığında bu konuşma kendini Kül Tabletler Tarihi ile sınırlayacaktır. Adından da bize verdiği sağlam ipuçlarıyla bu bölüm alegorik okumaya açılan bir uygarlık tarihi metnidir. Tablet ve tarih sözcüklerinin bizi çıkaracağı alan elbette şiirin bellek mekânıdır. Şiirlerin anlatıcısı bir vakanüvisi bize anlatır. Bir kaydediciyi bize anlatan başka bir kaydedicidir şair/anlatıcı.  Tarih içinden yeni bir tarihyazımı, tanığa tanıklık etme söz konusudur. Bu tarih elbette Benjamin’in tarih tezlerinde anlattığı görünmezlerin, duyulmazların, muktedirler karşısındaki tarihidir. Bir mücadele ve yenilgiler tarihidir. Ancak bu bölümü diğerlerinden ayıran önemli bir fark vardır. Önceki şiirlerdeki devrimci romantik anlatıcı burada dünyayı bilgelikle temaşa eden bir pagan biliciye dönüşmüştür. Doğayla kurulan ilişki yer ve gök arasında var olan her şeye dair seyir bir paganın ilksel olanla, kökensel olanla, unuttuklarını yeniden hatırlayarak temâsını içerir. Dünyanın yaralı oluşu ve bu yaranın kapanmayacağı bilgisi, onarılmanın imkânsızlığının getirdiği melankoli derinden bu şiirlerin özüne işlemiş görünmektedir. Buna anlamanın ağrısı diyelim. Bu ağrı vardır bu şiirlerde.

Kardeşim yıldızlar ve taşlar: çokluğu anladım

yalnızdım

Alegorik anlatım varsa şiir elbette bütünüyle bir imge kurulumu ile ilerler. Bunun için de imdada gelen ilk şey metaforlardır. Ki bu şair için verili olanın ve temsiliyetin yerinde edilmesinden çok yerleşip yeniden üretilmesine vesile olandır. Şair bu bilginin bilinciyle giderek daha saf olanın, kristalleşmiş bir dilin peşine düşmüş romantize edilmiş, eskitilmiş, heyecanı sönmüş, pörsümüş metaforik dilden şiirini uzaklaştırmayı başarmıştır. Bu şiirlerin özellikle okuru çıkardığı yer berrak bir aydınlıktır. Sözcükleri billurdandır. O nedenle de sözcüklerin sözcüklerle ilişkisiyle kurulan imgeler de saydamdır.

Tabletler baştan sona bir uygarlık tarihinin alegorik okunmasıdır (dedik). Elbette şiirdeki persona şairin yarattığı dil evreninin içinden yani kendi düşün dizgesi içinden bakar yaşama ve gördüklerini anlatır. Kendisi de(anlattıklarının) hem içinde hem dışındadır. Hem nesne hem öznedir. Hem kalabalığın içinde hem kendi yapayalnızlığındadır. Kendi mitolojisinin ankâsıdır. Ateş hayatsa, şimdi kül tarihtir. Hem geçmiş hem gelecektir. Şiirin şimdiki zamanından geleceğe atılan devamlılık çengelidir.

Şiirdeki anlatıcı hem bir doğa tarihi okuması yapar hem de insanlık tarihi… doğa değişmeyen haliyle tarih dışıdır. İnsanın işin içine girdiği doğayla insan, tarihi ve tarihsel zamanı başlatmıştır. Çok sezgisel olarak hatta bir hiper okumayı göze alarak bu şiirlerdeki doğa ilişkisinin bir zamansızlığın/tarihsizliğin içinde aktığını, insanın merkezde olduğu yerlerdeyse hikâyenin, devinimin, hayatın, mücadelenin dolayısıyla tarihin akışının başladığını hissediyoruz diyebiliriz. 

Ben nereye ben nereye

Şiirlerin en önemli çığlıklarından ve bize bıraktığı sorulardan biridir bu. Ben’in bir inşa olduğu bilgisiyle kendini tarihin içinde yeniden ve yeniden kuran bir özneliğin belirsizliğine dair  serzenişten çok bir bilinç sorusudur bu. Mitsel atıflarla şiirlerin ilerlemesi de dünyanın şifresini çözmek ve değişenin içindeki değişmeyeni göstermek için önemlidir. Bu eleştirel bakış tarihin ilk dönemlerinden bu yana farklı üretim ilişkileri ve araçlarıyla şekillenmiş Hegelci bir köle-efendi ikiliğinin dikatomisini bize sunar.

Belli belirsiz bir kuğu şarkısı

Bu şiirler kavga dönemlerinin, ateşin harlı olduğu zamanların şiirlerine göre daha ağır bir melankoli ve karamsarlıkla örülmüştür ama asla umutsuz değildir. bütün ortadoksluklara karşı heteradoksiyi savunmak… bunun için şamanik öğretilerden tasavvufî olana geçerek erenler dergahından da el alır şair personası.

Tarihi yazan ve kuran muktedirler krallar, tanrının elçileri… hep erkektir. Tarih bu haliyle erildir. Babanın yasasıdır yeryüzüne hâkim olan. Şair bu baba yasasına madundan yana bir bakışla eleştirisini getirir. Ancak baba yasanın kurduğu dili bozmaz. Bu dille eleştirisini kurar. Bu açıdan baktığımızda şiirin kodlarının (şairin) tüm imtina edişine rağmen verili simgesel alanın, eril tonun dışına çıktığını söylememiz biraz zordur.

Ama ve ne iyi ki şair, tarih yazımını bir belirsizliğe, gelecek zamana doğru boşluğa bırakmıştır. Bu bırakışın yüzü radikal ve devrimci dönüşümlere açıktır.

Tablette okunmuyor sonrası…

Yarısı yazı

 Boşluktu yarısı

Tablet mağarada kaldı.

Hayat ve şiir şairin söylediği gibi sonsuz bir baş dönmesidir. 


 

İsmail Mert Başat: Gölge Etmez, İhsan Bahşeder Dünyaya…

Duygu Kankaytsın

Vira 1984 basım tarihli, Geyik ve Yolcu 1997. Elimde tuttuğum Toplu Şiirler Külde Kor İzleri, İsmail Mert Başat’ın basılmamış şiir dosyalarının bu iki kitaba eklenmesiyle oluşturulmuş bir şiir verimi olarak ardındaki sanat emeğini de yansıtan bir toplam olarak dikkati çekiyor öncelikle. Başat’ın sanat emeğinden söz ederken oyun yazarlığından, deneme yazarlığından, kuramsal zeminde kaleme aldığı inceleme ve eleştirilerden, şiir tadındaki kısa öykülerinden de söz etmek gerek. Bu türlerde verdiği yapıtlarını düşündüğümde şunları söylemek isterim:

Türkçeyi çok iyi kullanıyor, birikimini sanat yapıtının en ince dokusuna kadar estetik kaygı gözeterek yayıyor, düşünceyi önemsiyor, iktidarlar karşısında bireyin donanımlı bir kurguya gereksindiğine inandığı için bu tip okura seslenmeyi hedef alan, okurunu yetiştiren bir tavrı sahipleniyor, ilişkiler sistemini çok iyi analiz ettiği gibi çelişkilerin de sanat yapıtını oluşturmadaki işlevine inanıyor, toplumcu yönsemesiyle insanı ve toplumu merkeze alan bir edebiyat emeğine imza atıyor Başat.

Savaşın ve kapitalist modelin sorgulandığı; "ben" bilincinin, bireyselleşmenin, aklın özgürleşmesinin öndelendiği yeni perspektifler oluşturmaya çalışan entelektüel rüzgârlara yakın bir sanatçı duruşu sergileyen İsmail Mert Başat’ın şiirde de hayata dönük ama ısrarcı bir entelektüel gözü dünya üzerinde dolaştırarak şiirsel yapıya ulaştığı söylenebilir. Bilinç ve duygu diyalektiğinde şiirini kuran İsmail Mert Başat’a göre: Şiirin “amacı kendinde” oluşunun anlamı, pek çok varlık türü gibi topluluksal/toplumsal bir varlık olan insanın bütün varlıklarla ortaklaşalık içinde, üreterek, sevişerek, coşarak, sevip-esirgeyerek, dayanışarak ve diklenerek var olması amacının dışında kalınarak anlaşılamaz.”

Başat’ın şiirde gösterdiği entelektüel tavır, şiirinin lirik yanını bastırmaz, adeta bütünler. Düşünce ve duygu insanı bir şair profili sunar Başat biz okurlarına, Witgenstein’in, “Felsefenin şiir olarak kurulması gerekir” sözünü anımsatarak; 

“kil değil

kül tablete yazılmıştı

alev

aşk

tutku

deli ve

kendine

..deccal

ki, soru şu: rahmin içindeki zaman..

tırnakladığı esmerlikte, bunu yazan

imza: ben, bilici

                        ölü ve diri

                        ağırlına battım gölgemin” 

Özellikle “ağırlığına battım gölgemin” dizesiyle günümüz insanının açmazına/ çıkmazına işaret eden Başat, diğer şiirlerinde de en çok bu açmaza/ çıkmaza çalışır. Buradan bir şiir bilgisi ve görgüsü türeyebileceğinin olanaklarını da yaratır bir bakıma.  

İsmail Mert Başat, eylemli bir umudu diri tuttuğu edebi çalışmalarında öz – biçim dengesini de iyi tutturan yazarlardan, şairlerden. Şiir türüne verdiği önemi bilerek; “Şiir sanatın gerilla dilidir.” derken şiirin işlevine dair yükün estetik bir sağlamlıkla birlikte yürümesi gerektiğini de söyler öte yandan. İlkel çağlardaki “ben”i arayan, saf şiire özlem duyan bir hevesi sürekli canlı tutması, her şiirini yeninin hanesine eklemekle kalmaz, geleceğe gelenekten taşıdığı duyarlılığı da hissedilebilir kılar. Bu tavrı, okuru bilince davet eder, şiiri fazlalıklarından arındıran ama bir eksiklikmiş gibi duyulan gelecek beklentilerini de anımsatan bir rol oynar.                                                

İsmail Mert Başat, yola çalışır, yolculuğun esintilerini, kokularını, ışıklarını biz okurların üzerine düşürür. Gölge etmez, ihsan bahşeder dünyaya. Dünyanın ihsan ile değiştirilebileceğine dair bir dostluk profili çizmesini de atlamamak gerek. Bu dostluktan payımı almış olmaktan mutluluk duyuyorum.

Kullanıcı Yorumları (Yorum Ekle)