Heterotopya Yayınevi Söyleşi / Asuman Susam

Murat Üstübal’ın yayın dünyasına kazandırdığı Heterotopya genç bir yayınevi. Peş peşe yayınladığı dört şiir kitabıyla özellikli ve nitelikli bir yayınevi olacağının kuvvetli ipuçlarını verdi. Onunla ve kitapların görsel tasarımlarını gerçekleştiren Ercan Y Yılmazla Heterotopya’yı konuştuk.

-Sizi Heterotopya Yayınları’nı kurmaya iten neydi? Nasıl ve hangi düşünceyle yola çıktınız?

Ülkedeki yayınevlerinin hiçbirisinin bizim anladığımız anlamda bir yayın anlayışına sahip olmaması, nitelikli ve öncülük potansiyeli yüksek şairlerin şiir dosyalarının reddiye ile karşılanmaları, cesaretlendirilmemeleri, heyecanlarını yitirme noktasına gelmeleri ana sebeplerdir herhalde. Asıl mesele, şiire bakışımızın diğerlerinden farklı olmasıdır. Bu farklılığı doğrudan doktriner bir şiir anlayışına bağlamadığımız gerçeği en anlaşılmayan nokta sanıyorum ki.  İnsanlar sanıyor ki, deneysel ya da somut şiir örneklerinden seçtiğimiz örnekleri yayınlamayı amaçlıyoruz. Tersine her şiir anlayışının en nitelikli, özgün, gelecek vaat eden, somut gerçekliğin ve sahip olduğu anlayışın bir adım ötesini arayan, sınırların ötesini sorgulayan örneklerini bulup çıkarıp yayınlamayı düşünüyoruz.

-Heterotopya Yayınları ne tür bir yayıncılığı hedefliyor?

Sınır ötesi her sanatsal arayış avangard kavramını gündeme getirir, deneyselden önce avangard. En doğrusu, avangard tavrın ön planda olduğu bir deneyselliğin akışkanlaştığı, onu tarihsel pozisyonundan ötelere ittiği bir sanat düşüncesine sahip bir yayın anlayışımız var. Bu da deneyseli tarihsel çizgisinin sabititesinden, pozitivist ya da muhafazakâr duruşundan azade bir misyona sürüklüyor. Deneyselin biçimci lokalizasyonunu yarıp geçen bir anlayış bu. Bireysel ve öznel olanın kendi farklılığını sergilemesine meydan veren, onu diğer öznelerle yatay düzlemde buluşturan, rhizomatik yani köksapsal nonhiyerarşik ilişkilere akmasını sağlayan radikal bir demokratik sanat anlayışına sahip olmaktan, onun savunuculuğunu yapmaktan bahsediyoruz. Herkesin kendi hayalini temsil hakkına sahip olduğu çoğul uzamların özgürlükçü sanatı elbette Foucault’nun  heterotopya kavramı ile koşutluklar içeriyordu, yayınevinin isminin tüm bunları kapsadığı ortada. Aynı şekilde, şiir dizisine ad olan köksap kavramı da iktidar üretmeyen öznelerin ve onların her türlü sanatsal öznelliklerinin var olma biçimi olarak projeyi temellendiriyor. Siyasetin sanatını değil ama sanatın siyasetini üretip olgunlaştıran bir tavır olarak ortaya çıkacaksak, her türlü hiyerarşiyi kırıp sınırları silikleştiren, sınırlarda öznellikler arası ilişkileri şekillendirici yarıklar ve pore’lar açan bir şiir düşüncesini hedeflemeliydik. Bunları hedeflerken bir yandan da sınırları kalınlaştırıp ilişkileri imkânsızlaştıran ırkçı, türcü, cinsiyetçi söylemlerden, nefret söyleminden, aleladeliklerin genel dilinden, iktidar oluşturacak şekilde konuşlanmış ve öznellikleri baskılayan toplumsal kimlik temsiliyetlerinden uzak durmayı ilke edindik. Politikanın pornografisi, şiddeti ve toplumsal kimliklerin köleleştirilmiş kütlesi yerine sanatın erosu, poiesisi, akışkanlığı ve kendiliklerin yaratıcı uzamları bizim ilgi alanımız. Tekillik üreten özdenetimli sanatın özgün ve hareketli alanı, gündeliğin sıradanlığını ve bu sıradanlığın iktidarını çözdükçe Heterotopya Yayınları da amacına ulaşmış olacaktır. Amaç yalnızca bir umuttan ibaret olsa bile zarar yok, bu uğurda mücadeleye değer!

-Eser seçerken başvurduğunuz kriterler neler?

Temelde eserden önce şairin felsefesi ve etik değerlerini anlamaya çalışıyoruz. Evrensel değerler demek istemiyorum kabaca. Çünkü evrensel değerleri nasıl algıladığınız da önemli. Sözgelimi modern insanın hümanist merkeze çakılı değerleri yerine kendi merkezini dağıtıp doğa içre değerlerini kuran bir anlayış bizi daha çok ilgilendiriyor. Etik duruşu bu çerçevede ve çevrende algılıyoruz; bu anlayışı ilke edinmiş çoğulcu bir şairin eserinde bu anlayışı ne şekilde temsil ettiği ilk umrumuzda olan nokta. Şiirinde ya da metninde şiirsel değerleri kullanış tarzı elbette şairin etik duruşuyla olan bağının niteliği ilgimizi çekiyor. Şiirin öznesi ya da özneleri, benlik ve kimlikleri, personaları bu çerçevede önem taşıyor. Şiirdeki metaforik ve metonimik özgün bağlantılar, yeni deyişler, öznelliklerin poetik mahiyeti, şairin biricikliğinin üretimi yeni yapılar, yeni kelimeler, parçalılık-bütün ilişkileri,  bilgelik retoriğinden ve şiirsel klişelerden uzak duruş, ironi ve parodi ile ilgili yapıların estetik kalitesi, günceli şiir üzerinden yeniden üretip üretemediği bizim dikkat kesildiğimiz noktalar. Ek olarak şairin kendi öznellik alanını geliştirip geliştiremediği ve bunu bir oluş içinde değerlendirip değerlendiremediği, biçimde özgün ve hareketli arayışlar, geleneğin araçsallaştığı bakir üretimler…

-Türkiye’deki yayınevlerinin endüstri içerisinde yaşadıkları sıkıntılar nelerdir? Bu sıkıntıları aşmak yönünde yayıneviniz nasıl bir yol izliyor?

Büyük ve neredeyse yayın tekelini eline geçiren yayınevlerinin kitap dergilerinde kazandıkları tanıtım ayrıcalık ve öncelikleri önemli bir sorun. Bu önceliğin ikili ilişkiler, güç ilişkileri ve kitap dergilerinin yayınevlerinden elde ettikleri reklam gelirleriyle doğrudan alakası var. Tanıtım ve reklamdaki öncelik okurun etki çemberine alınmasıyla birlikte dağıtım şirketlerinin tavrını da belirliyor. Dağıtım şirketleri piyasa şartlarının gereği olarak etki altına alınmış okurun ihtiyaçlarına ve popüler kültürün seçimlerine yönelik kısır bir dağıtım politikası izliyor. Hacmi yüksek ama çeşitliliği az dağıtım anlayışı kültürün tek yönlü ve bilinçsiz gelişimiyle sonuçlanıp kısır döngüye düşüyor. Bizim gibi bağımsız ve butik yayınevleri bu sorunu metropol ve kentlerde temsilci-kitabevleriyle anlaşarak aşmaya çalışıyor. Birkaç dağıtım şirketiyle kurulan dolaylı anlaşmalar, sosyal paylaşım ağlarından yapılan paylaşım ve tanıtımlar, moral destekler, çıkan birkaç iyi niyetli yazı bağımsız yayınevlerinin keçi yolları olarak karşımızda duruyor. Zaten bağımsız ve butik anlayıştaki yayınevleri bu yola bile isteye girdikleri, piyasa şartlarından ve sistemden uzak durdukları için kendi direnme odaklarının getirdiği sorunları çoktan kabullenmiş durumdalar.

-Önümüzdeki senelerde endüstri nereye doğru evrilecek? Öngürüleriniz nelerdir?

Her şey okurun göstereceği tepkiye ve bağımsız yayınevlerinin göstereceği kararlı yayın anlayışını sürdürüp sürdüremeyeceklerine bağlı. Kültür kamuoyu nasıl şekillenecek ve ne şekilde tepki verecek* Eğer kamuoyu tepkisi mümkün olursa belki ütopik bir anti-tekel yasası veya ona benzer bir düzenleme bile hayat kurtarıcı olabilir. Bunun yanı sıra nasıl bağımsız ve butik kitabevleri ile yayınevleri kurulduysa, avangard ve bağımsız yayınları destekleyip dağıtımını üstlenen bir bilince sahip bir dağıtım yapılanması da mümkün olabilir. Amerika’da bunun bir örneği var, ilham kaynağı olabilir. Bir ara bazı butik yayınevlerinin çabasıyla kooperatif usulü bir dağıtım ağı gündeme gelmişti, düşünce aşamasında kaldı bildiğim kadarıyla. Belki bu fikrin üzerinde çalışılabilir!

- Heterotopya Yayınları’nın gelecek ile ilgili planları neler? Sürprizler var mı? Yakın dönem hedeflerinizden söz eder misiniz?

Deneysel ve avangard şiirin her türlüsü gündemimizde olacak. Çağdaş ve güncel dünya örneklerini okurumuza sunmak için çalışmalarımız bir kıvama gelmek üzere. Yakın zamanda görsel şiir ve somut şiirle ilgili ülkemizin seçkin şairlerinden dosyalar da tezgâhımızda duruyor. Deneysel düzyazı metinler, şiire dair yazı ve inceleme kitapları, distopik çalışmalar kendi sıralarını bekliyor. Ama asıl sürprize gelince, en zor ve imkânsız gibi görüneni belki de! Yayınevi koşullarını da hesaba katarak çağdaş şiirin formlara kolay kolay sığmayan video şiir, ses şiir ve performatif sanatları okur/izleyiciyle buluşturacak mecraları üretmek ve planlamak asıl amacımız. Böylelikle Heterotopya’nın asıl etkisi uzamlar üstü poetik anlayışla ortaya çıkmış olacak. Bu projeyi bu düzeyde gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğimizi zaman gösterecek.

-Yayınevinizin en dikkat çekici yanlarından biri de kitaba nesne olarak özlenen değerini geri kazandırması diyebiliriz. Kapakları, kağıt ve baskı kalitesi, grafik tasarımı… Bu anlamda da taze bir soluk olmak, yenilik getirmek gibi bir iddianız var denebilir mi? Bu konuda neler söylersiniz?

Bir kitaba kabaca baktığınızda bile metnin okunurluğu, kağıt uzayındaki konfigürasyonu, kapak tasarımıyla olan ilişkisi, punto ve yazı karakteri seçimlerinin ne kadar önemli olduğu aşikar! Hele ki bu bir şiir kitabı, hatta biçimsel ve deneysel kaygıları olan bir şiir kitabı ise metnin sunumu daha da önem kazanıyor. Spinoza’yı hatırlayacak olursak, ruh ve bedenin ayrı oldukları kadar da bir bütün olduğu gerçeği hayatın her alanında geçerlidir. Şiirin içeriği ruhu yansıtıyorsa harfler, sözcükler, metnin duruşu ve kapaktaki grafik temsil kısacası görsel sunum da şiirin bedenidir. Ayrı oldukları kadar birlik ve uyum içindedirler. Birliği kıran dikotomiler şiirin gerçekliğini de eksik ve kusurlu yansıtıyor olabilir. Bize düşen o metni kendi okuduğumuz ölçü ve sınırlılıkta okura sunmak! Sonuçta grafik ve tasarımla ilgili her türlü sunum da bir yorumdur! Görecelidir belki ama kendi yorum sınırlarında empatiktir. Şiiri temsil etme yolunda empatiktir. Kapak yüzeyinde sağladığımız hacimsel ve dokunsal etki diğer algılar kadar dokunma duyusunu da işlevselleştirir.  İç kağıdın kalite ve dolgunluğu kalıcılığı ve sonsuzluğu ama en nihayetinde şiirin kayıt altına alınmasının önemini simgeler. Her kitapta kullandığımız farklı yazı karakterleri çokluk, fark ve çeşitlilik düşüncesinin izdüşümüdür. Sadece şiirler için değil bizim yayınevi projesi olarak geliştirdiğimiz anlayış için de bir bedendir kitaplarımız. Heterotopya’nın bedenini temsil ederler. Projenin biçimsel ve düşünsel her türlü eylemi önceden hesap edilmiş adımlardır. Belki bu anlamda bir yenilikten bahsedilebilir.

-Kitaba dair estetik çabanızı yalnız sürdürmüyorsunuz. Bu konuda görsel şiirleri de olan başka bir şairle Ercan Y Yılmaz’la çalışıyorsunuz. Bu ortaklaşalık için neler dersiniz?

Ercan, bu projede her şeyi paylaştığım tek kişi. Tüm kitaplarda bana eşlik eden tek kişi! Projeyi ilk paylaştığımda onun projenin teknik ve tasarımla ilgili kısmının altından kalkacağını biliyordum. Zor olmadı hiçbir şey, kolayca uyum sağladık. Uyumla ilgili genlerimizde tuhaf bir benzeşme var! Şiirden gelmediğini düşünüyorum bu benzeşmenin. Aykırılığımızın getirdiği uyumsuzluğun bir uyumu bu sanki. Projeyi ona anlattığımda zihnimde belireni kusursuz bir biçimde somutlaştırdı.  Minnettarlığımı anlatacak söz bulamam. Bunun dışında, insanlığı, dostluğu, sıcaklığı ve saygısı olağanüstü. İş bilinci, çalışkanlığı ve fedakârlığı mükemmel. Düşünülenin aksine çok esnek çalışma saatlerimiz var. Asla birbirimizi zora koşmuyor, sosyal hayatımızdaki doygunluklara önem veriyoruz. Çalışmalarımız kesinlikle yaşam keyfinin önünde değil. Her şeyi bırakıp dertleştiğimiz de oluyor! Kitap birinci önceliğimiz değil, ama kitapla ilgili çalışmalarımızda çok titiz olmamızı da bu sağlıyor gibi. Garip işte! Ercan’a çok teşekkür ederim yayıneviyle ilgili fikrimi ciddiye alıp yardıma koştuğu için.

-Son soru da Ercan’a olsun. Dış ve iç arasındaki uyum kitabın anlamına dahil kuşkusuz ve çok önemli. Yayınevinin dört kitabı için de gerçekten kitapların anlam değerini yükselten, onlara değer katan kapaklar tasarladın. Bu tasarım süreci nasıl işliyor sende ve görsel şiire kafa yormanın, şair olmanın sürece  bir etkisi var mı?

Kitap kapakları hakkında çok şey konuşulabilir. Fırsat bu fırsat biraz lakırdı edeyim. Önemsediğim bir iş. Özellikle ilk baskısı yapılacak kitaplar için daha önemli. İlerleyen yıllarda birçok kitabın ilk baskı kapaklarıyla tekrar karşımıza çıkacağına inanıyorum. Şairin, yazarın peşini bırakmaz. Tabii bir ticari hamle olacak bu ama olsun. İlk baskıların kapakları okurda ve yazarda önemli bir yerde olduğunu düşünüyorum. Böyle düşündüğüm için incelikli çalışmak elzem oluyor. Görsel şiirin de dâhil olduğu görsel kültür işleri hakkındaki fikrim ve uğraşılarım kapak konusunda ön açıcı oluyor. Dış ve iç arasındaki uyum tabii ki çok önemli. Ama bu; kapak, kitabın fragmanıdır, şeklinde düşünülmemelidir. Aslında bir kapak tasarımcısı olarak sizi yönlendiren sadece metindir. Metinden ne kaptığınızdır. Metnin sizi götürdüğü yerde zaten bir kapak var. Son zamanlarda incelediğim kitap kapaklarında şunu görüyorum: Daha çok kitabın isminin götürdüğü yerde sabitleniyor. Ara sıra güzel ürünler çıkmasına rağmen ben bunu yanlış buluyorum. Kitabın adında ‘tekerlek’ varken kapakta bariz şekilde bir tekerlek görselinin olması, bana eş anlamlı kelimelerin bir arada kullanılmasından kaynaklı anlatım bozukluğu gibi geliyor. Gördüğüm kitaplarda bu beni rahatsız ediyor. Bunun yanında benim en büyük avantajım Murat Üstübal ile çalışıyor olmamdır. Avantaj kısmı havada kalmasın. Yerinde öneri ve eleştirileriyle hep ince görmemi sağlıyor. Uzak da olsak bir nevi, kapakları beraber yapmış gibi oluyoruz. Kitap dizgisi ve kapağı hazırlama sürecinde telefon, sms, mail, whatsapp, facebook’ta sürekli fikir alışverişi hâlindeyiz. Ara sıra dinlenmeme izin bile veriyor [J]. Murat Üstübal’la beraber, Petek Sinem Dulun’un da fikirleriyle kapak son şeklini alıyor. Gördüğünüz gibi bir aile sıcaklığı içinde çalışıyoruz. Bir diğer avantajım ise şiirlerini sevdiğim şairlerin kitapları için çalışmak. Sırasıyla Bülent Keçeli, Murat Çelik, Anita Sezgener, Ergun Tavlan’ın kitaplarında, bu bana büyük bir avantaj oldu. Severek çalıştım. Kendi kitap kapağımmış gibi. Belki daha dikkatli. Kendilerine, okurlarına ve okurlarınıza selam olsun. 

Yanıtlarınız için teşekkür ederiz. Heterotopya’ya başarılar dileriz.

Heterotopya Yayınları adına teşekkür ederiz biz de.

Kullanıcı Yorumları (Yorum Ekle)