Edebiyat Dolayımından Çıkmalar 3 / Barış Acar

Dil İktidarın Payitahtıdır

“Ne zaman kitlelerin özerk eyleminin yerine ayrı bir iktidar geçse ve bürokrasi toplumsal hayatın bütün alanlarını denetim altına alsa, dile saldırır, dildeki şiiri, iktidar dünyasından malumat veren kaba bir düzyazıya dönüştürür.” 

Tunuslu çağdaş tarihçi ve Sitüasyonist Enternasyonal’in (SE) erken dönemlerinin keskin dillerinden biri  Mustapha Khayati’nin “Esir Alınmış Sözcükler” makalesi bu kilit ifade etrafında kendini konumlandırıyor ve şu sözlerle yargısını keskinleştiriyor: “Dil iktidarın payitahtıdır; bu yüzden de polis şiddetinin üssüdür.” 

Dildeki şiir, dil değildir. Dilinin gündelik varoluşunu kesen, onu aşan, dilin bir zamanlar olmak istediği ama olamadığı şeydir o. Bu yüzden duvar yazıları yalnızca sözcüklerden kurulu değiller. Aynı zamanda dilin payitahttan kaçma biçimidir onlar.  Merdiven boyama eylemlerini iktidarın gri diline karşı renklerin diliyle bir savunma hattı olarak görebiliriz bu yüzden. Renklerle yapılmış sözcükler… 

Eğer ki her anımızı ona direnme yolları bulmaya adamazsak Truva atı gibi çalışıyor dil. İçeriye girip anlamı kendi lehine çeviriyor. Yayılıyor, yayıldıkça yavanlaşıyor, çirkinleşiyor. Gezi’nin dili belki de bu yüzden özerk bir dil. Tam da muhalif olacakken, kendi yayılımına bile şüpheyle bakan. 

Bu yüzden SE, Ansiklopedistlerin sözlüğüne karşı kendi sözlüğünü yazmayı taahhüt etmişti. Elbette olanaksız bir sözlüktü bu. Aşırmayı ve çalıp değiştirmeyi (détournement) öneriyordu. Khayati uzaklardan Max Bense’’yi işaret ederek doğru yönü gösteren bir ok gibi duruyordu: “Dili kurtarmanın ne anlamı var, söylenecek bir şey kalmadıktan sonra.” “Yanlış yorum” da tam bu yüzden meşruydu. İktidarın sözlüğündeki tanıma uymadığı için... Hatta o tanımı bozduğu, inanılması güç hale getirebildiği için... Bilinçli olarak çarpıtma ya da bilinçdışını devreye sokarak çarpıtma anlamı daha önce düşünülmemiş ufuklara sürüklemenin paydası olabilirdi. Dada’nın girişimi de böyle bir şey değil miydi? Kanonun sonu diye de okuyabiliriz bunu. Khayatinin şiirde bulduğu poetik dil –eğer ki “dil” diyebilirsek hâlâ ona– bir tümülüs kurmaya değil, çukur kazmaya yarıyor. Anlamı, sesin normalleştirilerek hapsolduğu, söz diziminden kurtararak baş aşağı onun yok-merkezine doğru gidiyor.

Kullanıcı Yorumları (Yorum Ekle)