Düş İzi / Zerrin Saral

2010’da Deli Bal ile Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’ne, 2012’de Kanatlar Ölü Açıklığında ile de Selçuk Baran Öykü Ödülü’ne değer görülen Pelin Buzluk, bu defa on bir öyküsünü içinde barındırdığı “En Eski Yüz” ile okura sesleniyor. Bu sesleniş kimi zaman öyle sessiz ki, iyi duymak için iyice yaklaşmak gerekiyor. Kimi zamansa sesin tokluğu kulaklarınızda yankılar yaparak çoğalıyor. Gözleriniz kitaba adını veren bir öykü ararsa, bulamaz. Bu, öykülerin içinde uzun zamandır çıkmayı bekleyen pek çok eski yüzün, sırası geldiğinde varlık göstermek istemesinden olabilir mi?

Buzluk’un ilk kitabından bu yana sürdürdüğü edebi çizgisini tecrübeyle katmanladığı yeni öyküleri; okurun kendine ve yaşadıklarına sözcüklerin araladığı kapıdan bakmasına izin veriyor. En Eski Yüz, dildeki yalın anlatımı, öykü bütünündeki tema seçimleri, yaşamdan anlar ve karakterler arasında duygu devinimleriyle dikkat çekiyor.

Su İşi, kitabın ilk öyküsü. Koru geçmiş soba, radyo’nun sesi, yanmaması gereken kandil, eve gelen iki adamın dışarı çıkma yasağı söylemleri; usul usul dönemin siyasi gündemine ve karartma gecelerine vurgu yapıyor. Diğer taraftan, hangi dönem olursa olsun kadına has duyumsamalar öyküde kendini gizleyemiyor. “Kar aydınlığı ne gündüzün güvenini, ne de gecenin apaçık tehdidini taşıyor bir kadın için.”, “Hamile kadınlar illa alnından mı öpülür?” (Su İşi, s.10) diye aklı takılan kadına, sadece öykülerde rastlayamayacağımız gibi… Karakolda görevli memurun: “Doğurursun bacım, devlet bakar.” sözleri ile atmosfer daha da yükselir ve uzaktaki kadının sesiyle yerini bulur. (Su İşi, s.12)

            Tozlu Cennet’te yazar, kurgunun bir mektupla nasıl başa çıkılacağını gözler önüne sererken; eşcinsellik teması, toplumun katı ahlak yapısından kaynaklı olarak uzun yıllar saklı kalan aşkın hüznünü, öykü boyunca korur. Yazar beklemenin altına bilinçli olarak yerleştirdiği çatışmayla, Yıldırım’ı bir tercihle karşı karşıya bırakır ve S.’nin itirafıyla öyküyü harekete geçirirken okuru öykünün geneline hâkim kılmayı başarır. Bu bağlamda okurun öyküye tutunması, orayı sevmesi ve bir süre kalmayı istemesi şaşılası değil. Pelin Buzluk’un öykülerinde, böylesi anlara rastlamanın mümkün olması, göze çarpan temel özelliklerden.

Dördüncü ise kitaba ivme kazandıran bir başka öykü. Korkan cesaretiyle karşımıza çıkan bir kadın… Sesi duyulan cümleleri yazmadan edemiyorum... “Bir kadının gülmesi neşeli ya da mutlu olmasından başka her anlama gelir çünkü.”, “Bir kadının bakması da gülmesiyle aynı anlama geliyordu demek. Korktum.”, “Sen de mi dertlisin bu akşam bacım?”, “Rakı istemeye dilin var ama. Bir soru sorduk alt tarafı…” (Dördüncü, s.27) Bir kadın, hiç tanımadığı başka bir kadının varlığına sığınamadan tek isteği olan -kendisiyle baş başa kalma ihtiyacını nasıl gideremez, gösterir bize. Öykü de özellikle; kadının maruz kaldığı toplumsal ve kültürel baskı, geleneklerin bireyin özgür varoluşuna olanak vermeyişi, karşımızda öylece durur.

Fırtına öncesi sessizliğe gömülü, usul, sakin başlayan Gemisiz isimli öykü bittiğinde; bir kayık, haritalardaki mavi, denizkızının pullarından kopuşu, bir erkeğin yangısı; bizi nasıl töreyle yalnızlaştırıyorsa, Buzluk’un zihinsel izlenimleri, ortaya koyduğu zaman algısı, ritim, dile tutulumu da o denli öyküyü güçlü kılıyor. Başka Esnada, Ortanca Oysa ve Güllabi isimli öykülerde de bu tutulumu duyumsamak mümkün. Deray’da, gerçek ile düş arasında yol alırken, usumuzda sakladığımız yüze tanıklık ederiz. Yaz Geldi’de ise Buzluk, bir ergen’in platonik aşkından demle, Murathan Mungan’ın Yaz Geçer kitabında yer alan, “Yaz Bitti” şiirine atıfta bulunur. Uçurum, imgelerin çoğaldığı, yarayı barındıran öykülerinden bir diğeri. (Annenin geceliği, kaşın patlaması, babanın ceketi, kızıl leke, mezbaha) Karakterin iç dünyasından geçen düşünce ve duygular bir bilinçlilik düzeyinde akıp gidiyor. Yazar tarafından, kurgunun sağlamasının yapıldığına tanıklık ettiğimiz bu öykü; sıkıntılı, dertli…  Gerçek ve şimdi de…

            Güçlü duyumsama yetisine sahip olan Pelin Buzluk’un öyküleri; yaşananları ve düşleri birbirinden bağımsız düşünmeye olanak vermiyor. Bazen, gerçeklerin farkına düşlerden geçerken varırız ya… Diyeceğini söylemeyi başaran bu öyküler, okurun iç sesini yükselterek kim bilir daha neler der...

    En Eski Yüz/Pelin Buzluk/İletişim Yayınları/ 84 s.

Kullanıcı Yorumları (Yorum Ekle)