Balkondaki Kuş / Bahri Vardarlılar

Market torbalarını kapının önünde bırakıp içeri girdi. Banyoda elini yıkarken kulağına tuhaf bir ses geldi: tık-tık-tık. Ardından daha sert bir ses, bir cama çarpma sesi. Ve evet, korktuğu gibi balkon tarafından. Kış yaklaştığı için balkonun camekanı yarı yarıya kapalıydı, açık olan kısmından içeri bir kuş girmişti. "Eyvah, işimiz var şimdi," diye düşündü: girdiği yeri unutup balkonda bir oraya bir buraya sarhoşça dolaşan ve bu arada konduğu her yeri batıran bir kuş.Gidip baktı.  Bazen böyle yapan serçeler olurdu, ya da güvercinler hatta bir iki defa da martı. Ama şu anda gördüğü kuş onlardan hiçbiri değildi, önce ne cins olduğunu da anlamadı, hatta sarımsı rengine bakıp bir an baykuş sandı. Ama değildi: Kıvrık gagalı, yırtıcı bir kuştu."Bir de bunu göreceğim varmış," diye düşündü, "balkona bir şahin girmiş."Hayvan, kombinin yanına tünemiş, kafasını camekana vurup duruyordu, neredeyse hep aynı yere. Daha önce balkondan içeri giren kuşlar gibi hareketli değildi, onlar neden içeri girmişlerse bir taraftan ötekine uçup dururlardı, bu arada  tabii balkonun bir çok yerini sıçıp batırırlardı - ta ki çıkış yolunu bulmayı akıl edene kadar ya da kendisi onları bir şekilde dışarı atmayı becerene kadar. Bu tünediği yerde öylece duruyordu, yer değiştirdiği  yoktu. Kendine göre bir vakar sahibiydi. Şahin vakarı.

 Adam, bir ayağı balkonda, bir ayağı odada, eliyse yarı açık balkon kapısında, ne yapsam diye düşünüyordu. Hayvanlarla temas kurmaktan irkilenlerdendi. Olaya bilimsel yaklaştı: Kuşların bazen çok sert ve acı biçimde gagaladığı su götürmez bir gerçekti. İki yıl kadar önce yaz vakti,  sarhoş gibi yalpalayan hasta bir güvercin,  açık bıraktığı pencereden yatak odasına girmişti. Odanın her tarafında kaç tane telek bırakmıştı, etrafı belemesi de cabası. Gerçi sonra acaba kuş gribi oldum mu diye bir hafta kafası alarmda gezmişti, haftada bir defa gelen temizlikçiyi de bir gün önce çağırmıştı ama kuş pisliği sonuçta kolay temizlenen bir şeydi. O yaz günü yarım saat boyunca ne yapsa kuşu dışarı atamamıştı, en sonunda sersemletmek için, kardeşinden öğrendiği şekilde kafasına havlu atıp gövdesinden kavrayarak-elinin altında sanki kalbinin atışını duyar gibi olunca tüyleri ürpermişti-balkon penceresinden dışarı bırakmıştı. Tek başına yapabildiği için hala övündüğü bir şeydi, ama bunu yapana kadar hayvan ona bir gaga atmıştı ki canını hatırladığı kadarıyla  çok fazla yakmıştı. Ayrıca bir defa da tatilden geldikten sonra yine balkonda bulduğu ve girip öldüğü süre boyunca tüm evi kokutmayı başaran güvercin ölüsü vardı. Ve bir defa da binanın en üstteki boş teras katına girmeyi başarıp orada ölen ve koku neredeyse tüm  binayı sarana kadar kimsenin haberi olmadığı bir martı. O martıyı da yirmi lira verip belediye temizlik görevlisine attırtmıştı. Genelde ayarları bir şekilde şaşınca ya da hastalanınca evlere girerlerdi, biliyordu. Zaten bu hareketsizlik bir kuşun normal hali değildi. Bir şey gördü: Balkon camekanının en üst tarafında büyükçe bir kan lekesi vardı. Ama şahinin hiç bir tarafında gözüne çarpan bir yara bere yoktu.

 Kapıdan kuşa doğru büyük bir adım attı. Kuş, bulunduğu yerden yarım metre havalanıp kombinin üzerine kondu. Bunu yaparken de ilk kez bir ses çıkardı, ötüşle gaklayış arası bir ses. Adama gayet tehditkar gelen bir ses. Adam geri kaçtı. Balkon kapısını kapattı. Hınçla duvara elini çok acıtan bir yumruk vurdu. Korktuğu için kendine küfretti. Geri dönüp camdan balkona baktı. Şahin, kombinin üzerinden inmişti. Gene demin tünediği yerde duruyordu. Aynı vakarla, fotoğraf çektirir gibi hiç pozunu bozmadan. Sonra gene üç dört defa kafasıyla balkon camına vurdu. Bu tıklatmanın çok ötesinde bir şeydi, camekanı resmen sarsıyordu. Adam, yol gösterir bir tonla "salak hayvan," diye bağırdı, " yarım metre öteden çıksana!" Hayvan oralı olmadı. O alacalı rengiyle tünediği yerde durmaya devam ediyordu. "Aldık mı başımıza belayı," diye iç çekti adam. Şahinin uçtuğu yoktu. Aklına estikçe cama vurmaktan başka bir şey yaptığı yoktu. Öylece, kombinin altına, balkon duvarının bir tarafına tünemiş duruyordu. Ama kabul etmek gerekir ki çok güzeldi.

Adam, bir  çare düşünmeden önce sakinleşmesi gerektiğine karar  verip evin ön tarafına döndü. Marketten aldıklarını  buzdolabına yerleştirdi. Sabunları da banyoya. Yavaş yavaş rutinine tekrar hakim olmanın güveni geldi. Ama arada balkona da kaçamak bakışlar atıp duruyordu. "Uçup gitmiş olabilir mi? Yok, hala orada." Kuzeni,  iki yıl kadar önce kendi evinin balkonunda, ev işlerine yardım eden Rus kadını gagalayan martının videosunu Youtube'a koymuştu. Başka martı videolarıyla birlikte tabii. Güvercinin gagalamasının canını ne kadar yaktığını tekrar hatırladı. Ama sahi, demin kızgınlıkla duvara attığı yumruk kadar canını yakmış mıydı o gaga?İyi de ya suratını gagalarsa, ya da pençe falan atarsa? Şahindi bu sonuçta, saldırmak için eğitilen bir kuş. Ayrıca kuşlardan kaç tane hastalık, kaç tane enfeksiyon geçiyordu, millet bunun farkında mıydı? Bir ara herkes kuş gribi diye tutturmuştu ama kuş, kuduz bile bulaştırabilen bir hayvandı, evet aynen öyle: Herkes kuduzu bir memeli hayvan hastalığı sanıyordu ama aslında sıcakkanlı hayvanların hepsinde görülebilen bir hastalıktı, sıcakkanlı hayvanların hangileri olduğunu biliyorsanız eğer. Bir  sefer bunun muhabbetinin geçtiğini de hatırlıyordu, kendisi açmıştı tabii, hatta fazla inanan da olmamıştı. Bir arkadaşı, daha doğrusu ahbap olma şanssızlığına düştüğü geveze ve salak bir herif ona "şu vampir yarasa denen şeylerden kuduz bulaştığı oluyormuş, onu mu söylüyorsun," diye alaycı alaycı sormuştu. "Tabii ki onu söylemiyorum," demişti kendisi de kızgın, "vampir yarasa bildiğin memeli hayvan. Kuşla ne ilgisi var?" Düşündü: Balkondaki şahinden kuduz kapmak...

Saat üçe gelmişti ve kendisi günün ilk sigarasını henüz yakmamıştı. Bu saate gelince mutlaka yaktığı ve evi fazla kokutmasın diye balkonda içtiği sigarayı. Gene iç çekti. Balkona bir saldırı düzenlemeye yüreği yetse bile şöyle bir sorun vardı: büyük süpürgelerin hepsi balkondaydı, tam bu şahinin tünediği yerin arkasında. Hatta onların üzerine tünemiş bile sayılabilirdi. Yoksa, onlardan bir tanesi elinin altında olsa hayvanı dürte dürte dışarı atabileceğini biliyordu. Tekrar düşündü: Alt kattaki Pilates salonundan istese? Eve çok acayip bir şahin girdi diye? Olanları anlatsa?Meraklarına yenilip yardım etmeye gelirlerse işin bu pis tarafını onlara bile yaptırabilirdi. Kendisine karşı acımayla tiksinti arası bir şey hissetti. Hayvanlardan korkuyordu. Memelilerden, kuşlardan, sıcakkanlılardan, soğukkanlılardan, hepsinden. Tekrar balkona gidip şahine baktı. Yerini hiç değiştirmemişti. Camın o sürekli vurduğu yerinde ufak bir leke vardı şimdi. Martının gagaladığı Rus kadının yarı şaşkınlık, yarı acı dolu çığlığını hatırladı. Kendi elini gagalayan güvercini hatırladı. Hayvanlardan korkulmaması öğütlenirken hep o hayvanların insanlarda duyduğu korkunun daha fazla olduğu söylenir. "Korkma, o senden daha fazla korkuyor!" İnanırsan güzeldi de bu şahin bulunduğu yeri basbayağı kendi mekanı bellemişti. Hiç de kendisinden korkar bir hali yoktu. Ama gerçekten, gerçekten güzel hayvandı.Ve kendisinin canı gerçekten, gerçekten sigara istiyordu. Balkonda sigara içmek. Bu hayvan çakmak ateşinden korkar mıydı acaba? Bunun yerine yatak odasına dönüp sigarayı orada içmeye karar verdi. Tabii ki oda penceresini açmadan. Balkonda bir yırtıcı kuş vardı, bir şahin, güzel bir şahin, kendisinin bu konuda bir şey yapması gerekiyordu ve elinden hiç, ama hiç bir şey gelmiyordu.

Kapı çalındığında sigarayı yarılamıştı. Kimseyi beklemiyordu ya yanlış numaraya gelen biriydi, ya da, umutlanmak istemiyordu ama ya da...  Yirmi beş- otuz yaşlarında daha önce hiç görmediği biri. "Abi, kusura bakma, rahatsız ediyorum ama bizim atmaca sizin balkona kaçmış, mümkünse girip alabilir miyim onu?" Demek atmacaydı, şahin değil. "Tabii gir, buyur, yok, yok, ayakkabı çıkarmana gerek yok."  Balkon tarafını gösterdi. "Kimin bu atmaca?" "Bizim patronun abi. Kafesinin kapağı meğer iyi kapanmamış, odanın camı da açık, uçtu gitti. Güvercine daldı yukarda, sersemledi." "Bir havlu getireyim mi,  ben şimdiye kadar buraya giren bütün kuşları öyle yakaladım, herhalde faydası olur." "Valla iyi olur, abi." Ama, kendisi daha havlu almak için banyonun kapısını yeni açmıştı ki çocuk balkondan, "tamam, tamam abi, gerek yok," diye seslendi.  Atmacayı  iki eliyle tutuyordu. Sol eli kuşun kafasının arkasını okşuyordu. Adama, çocuğun kazağının rengiyle atmacanın rengi garip bir bir şekilde uyumluymuş gibi geldi.  Atmaca çocuğun elindeydi:  Ne bir şeye itiraz ettiği vardı, ne uçup kaçmaya çalıştığı, ne de kendini tutanı gagalamaya çalıştığı. "Kaç yaşında bu," diye sordu. " Valla, hiç bilmiyorum abi, patronun atmacası, anlamam ben." "Güzel hayvan ama."  "Güzel tabii, abi." Çocuk, elinde atmaca, kapıdan çıkarken,"kusura bakma abi, rahatsızlık verdik sana," dedi ve merdivenleri hızla inip gitti.

Davetsiz konuğu başından alınmış olan adam, balkona çıkıp hasar kontrolü yaptı. Sevinçle farketti ki fazla bir şey yoktu, hatta neredeyse hiç bir şey yoktu. Kuş, tünediği yeri daha önce güvercinlerin yaptığı gibi belememişti. "Bu yırtıcı kuşlar ya apayrı bir terbiyeye sahip ya da bağırsaklarına daha hakimler," diye düşündü. Bir tek sürekli vurduğu yerde hafif bir leke, çatlak falan değil, sadece hafif bir leke ve bir de camekanın tepesindeki o büyücek kan lekesi.  Ellerini yıkadı ve iki dakika sonra evet, mutlu son, balkonda her zamanki sandalyesine oturmuş, güven içinde sigara içiyordu. Çevresini oturduğu yerden kolaçan edip apartmanın karşısındaki binaların hangisinden kaçtığını anlamaya çalıştı. Oraların balkonlarında bir kuş kafesi arıyordu gözleri, o değilse açık bir pencere. Çocuk, tepede güvercine dalıp sersemledi, demişti.  Kendisinin görmek isteyeceği bir manzara mıydı acaba? Gözü camekanın en tepesindeki  o iri kan lekesine takıldı. İlk defa o zaman kuşun, şahin sandığı o atmacanın bir fotoğrafını çekmeyi akıl edemediğini düşündü. Telefonunu markete giderken şarja takmış, sonra da unutmuştu. Önceki yıl aldığı, fazla kullanmadığı ve çoktan eskimiş bilmem kaç pikselli  akıllı telefon hala şarjdaydı. Sahibi geri zekalı olduktan sonra telefon istediği kadar akıllı olsun. Eski Sony fotoğraf makinesi salondaki büyük dolapta duruyordu. Bir üst raftaki Sony kamera ile birlikte. Ve kuşun balkonda olduğu tüm o süre boyunca hiçbirini kullanmak aklının ucundan geçmemişti.  Tekrar, bu sefer daha büyük bir sıkıntıyla, kuzeninin Youtube'a  yüklediği martı videosunu hatırladı. Facebook'ta gördüğü balkona konan kuş fotoğraflarını.  Kendisi bunu akıl edememişti. Atmacanın balkonda kaldığı süre boyunca acaba gagasından kuduz bulaşır mı, bulaşmaz mı, aklı oradaydı. Gözü o kan lekesindeydi. "Bari bunun fotoğrafını çeksem," dedi, " mahkemeye atmacanın balkonumdaki varlığına delil olarak sunarım." Ama salaklığını gereği yoktu.  Sigarayı bitirip içeri girdi.

Ertesi akşam, kardeşiyle akşam yemeğinde bu olanları ona anlattı. Hayvanlara epey meraklı olan kardeşi, kendi telefonundan bir kuş sitesine girip bir kaç fotoğraf göstererek "bunlar gibi miydi?" diye sordu. Başıyla onayladı. Gene tahmin ettiği gibi kardeşi "insan bir tane mi fotoğrafını çekmez ya," diye serzenişte bulundu. "Aklıma gelmedi, ne yapayım," dedi. "Peki, bu çocuk evi bu kadar kolay nasıl bulmuş," diye sordu kardeşi. "Bilmiyorum," dedi. O da bunu düşünmüştü. Binaların arka balkon taraflarından ön kısımlarını kestirmek her zaman kolay iş değildi, kendi deneyimlerinden biliyordu bunu. "Ama o kadar çabuk olduğunu kim söyledi ki," dedi. "Kuş yarım saate yakın balkonda kaldı. Üstelik ondan öncesinde ben alışverişteydim. Çocuğun yeri anlaması için var denecek kadar zamanı vardı.  " Ve ben o kadar zaman akıl edip de bir fotoğrafını çekemedim, diye düşündü. Kardeşi lafı uzatmadı." O da doğru, "diye konuyu bitirdi.

Sonraki gün, temizlikçinin günüydü. Eve döndüğünde gördü ki camekanın tepesindeki kan lekesi artık yok.

Bir şey kendi kafasını, atmacanın camı gagaladığı gibi gagalamaya devam ediyordu. Tık-tık- tık.

Sonraki günlerde tekrar, Facebook ve İnstagram'a  balkonda kuş fotoğrafı koyanların yazdıklarına baktı. Balkondaki martı videolarını tekrar izledi. Hatta Kuşlar filmini de tekrar izleyecek oldu, ama Tippi Hedren'in kuş dükkanındaki sahnesi bitmeden  sinirlenip DVD'yi kapattı.

Hangi binadan kaçtığını bulsa gidip fotoğrafını çekecekti. "Kusura bakmayın rahatsız ediyorum, ama bir kaç gün evvel sizin atmaca benim balkona kaçmıştı,şimdi bir şey için çok lazım oldu da  acaba bir fotoğrafını çekebilir miyim," Olmayacak şey değil, başkası olsa yapar hatta, ama... hadi canım.

Bir kuş balkonuna gelmişti. Yırtıcı, kıvrık gagalı, alacalı bir kuş. Önce şahin sanmıştı.  Sonra atmaca olduğunu öğrenmişti. Onun balkonda dolaştığı süreyi kendisi, gagalandığı takdirde canının ne kadar yanacağını ya da kuduz olup olmayacağını düşünmekle geçirmişti. Hayvan sever bir aileden geliyordu ve ailesinin hiç bir ferdi, bırak hayvanlarla iyi geçinmeyi, hayvanlardan ölesiye korkmamayı bile ona öğretememişti. Bir akıllı telefon, bir fotoğraf makinesi ve bir kamera evin bir taraflarında duruyorlardı, herhalde hayatta en çok işe yarayacakları bir sürprizli anda ve kendisi hiç birini kullanmayı akıl edememişti.

Atmacanın kaç yaşında olduğunu bilmiyordu, ha, bunu öğrenmeyi denemişti ama. Sahibinin kim olduğunu bilmiyordu. Kaçtığı yerin neresi olduğunu bilmiyordu. Güvercine neden ve nasıl daldığını bilmiyordu.

Hayatın ne kadar küçük de olsa bir sürprizine çok yanlış ve aptalca bir yanıt vermek değil miydi bu?

Böyle olunca o da... hiç olmazsa bunu yazmaya karar verdi.

Kullanıcı Yorumları (Yorum Ekle)