450. / Zeynep Ergen

450.

Caddenin tam ortasında yatıyorum. Adını bilmediğim tek katlı okulun karşısında, rüzgarını dağdan alan güneşli balkonun dibinde, ayazda, sabah olmadan az daha…

Caddenin tam ortasında yatıyorum. Kalbimde ne bıçak yarası, ne mızrak yarası ama ince bir kesik biraz ağzımdan burnumdan sızıyor kanıyorum. Korkuyorum, derinde mi? Daha fark etmedim mi? Ya da kağıt kesiği… Kötü kötü sızlayacak seziyorum.

Caddenin tam ortasında yatıyorum. Ne uyuyorum ne uyanabiliyorum. Sağa dönüyorum, sola dönüyorum, bakıyorum, arıyorum, söylemediğin kelimeleri yerden topluyorum, boşluklara ekliyorum, büyük ihtimallere büyük düş kırıklığı asılmış cümlelere diziyorum, nasıl okunduğunu bilirim, sevmiyorum satır aralarını okumayı, yalansız olsak, düz olsak, dümdüz gitsek, kaç şekerli çay içtiğini söyler gibi ya da sevip sevmediğini, çekiştirmeden kelimeleri zamirlerimizi bilsek…

Aklımda Turgut Uyar dizesi, “Bütün Mümkünlerin Kıyısında…” Denizi olmayan, kıyısı olmayan şehrin ne adası ne kıyısı, ama vardı rüyasında umudu mümkünleri? Senin bu bozkır rüzgarın çiziyor üzerini… Bir de hikayeleri hafızanın hayaletlerinin… Başka hikayeler kovalayan başka şehirler...Senkronize denk düşmeler başka hikayelere yenilir mi ki? Sarı bavullar, sarı kaplı kitaplar, parklar, ışıklı caddeler, iki kişinin bildiği anılar, bir de ucundan kıyısından gerçekleşmiş bir düş vardı senin, benim, sokak müzisyenlerinin gördüğü vardı, vardı… Maviydi. Biz görmedik mi?

Caddenin tam ortasında yatıyorum. Gözümü kırpmadan günlerdir yatıyorum. İnat ediyor, gözlerim, göz bebeğimin içinde trafik ışıklarında can çekişen sokak kedisi… Görmek istemedi kimse, ölüsünü kaldırıp ben koydum kenara, üzerini örttüm, arkamı dönüp ardıma bakmadan koşacaktım, kaldırım kenarına oturup ağladım bir defa daha, ölülerden, arkada kalanlar kadar tanık olanlar acı çekiyor, göz bebeğinde izi duruyor belki durmadan kanıyan kesikler gibi… Anlamalıydım tren garının çıkışında yanan genzimden, aynı yerlerde dönüp durduğum adres sormalarımdan anlamalıydım gafletimden, şaşkınlığımdan, durup durup üşümelerimden…Hem tren sirenleri çığlık atabiliyor şehrinde…İnsan çığlığı… Biliyor musun? Ah!lar asılı demirlerinde, istasyondaki o saat durmuş, güneşli bir gündü geldiğim gün, güneş vurdu, trenin siyah demirlerine, yine de geçmedi çıkmadı ne lekesi ne yanık kokusu gardan çıkınca göz göze geldiğim meydanın…

Caddenin tam ortasında yatıyorum, dört yüz elli adımda, adında, geldiğim bir düşe uzandım, göz kapaklarım yanıyor, tuzundan, sızlıyorum, ne uyuyorum ne uyanabiliyorum, gidecek yeri olmayan ama varacak bir kıyısı olan bir ihtimalin mümkününe uyuyorum. Uyandır, seslen ya da zaten uyanınca giderim ama… Belki…

Kullanıcı Yorumları (Yorum Ekle)