Dedalus Kitap Söyleşisi / Nil Sakman

-Sizleri Dedalus'u kurmaya iten neydi? Nasıl başladınız?

Nedenleri şu an çok hatırlamıyorum. Tek eğilimim gerçekleşmesini  dilediğim kitapların dolaşıma girmesiydi. Geriye ne kaldı, ne diyorlar ona, sanırım katalog, yavaş yavaş birbirine bağlanan zincirlerle bu katalog oluşuyor. Olmasını istediğim kitapların çok az kısmı gerçekleşti. Bu durumda “oldukça” başlangıçta görünüyorum. Kendimce. Şu an bulunduğum yere, yani bu çatı katına ilk geldiğimde burada bir yayınevi olmalı ve içinde istediklerim olmalı demiştim. İsteklerim yavaş yavaş gerçekleşiyor. Evet, haklısınız, deniyorum, ama bir türlü sorunuza cevap veremiyorum. Sanırım en baştayım, belki de bu yüzden.

-Türkiye’deki yayınevlerinin endüstri içerisinde yaşadıkları sıkıntılar nelerdir? Bu sıkıntıları aşmak yönünde yayıneviniz nasıl bir yol izliyor?

Endüstri kelimesi can sıkıcı ama evet, haklısınız, bu bir endüstri. Ben bundan kaçmak için kitap yayımladığımı düşünüyorum bazen, kaçmak için elimden geleni yapıyorum. Bu endüstrinin çıkrıklarını nasıl bozarım diye düşünüyorum çoğunlukla. Sıkıntılar malum, açıklarsam halihazırda herkesin bildiği kodları söylemiş olacağım. Bu sıkıntıları aşmak için uzalşamıyorum. Akla ilk gelen eylemlerden sonrakileri yapmaya çalışıyorum, uzlaşmamak için ve bu sıkıntıları böyle aşmaya çalışıyorum. Butik diyorlar dedalus’a. Aslında “butik” tabiri yayıncılıkta yanlış anlaşılıyor. Ya da “bağımsız.” Sıkıntıları şöyle artırıyorum denilebilir: Eğer koca bir metinse yeryüzünde çıkan tüm kitaplar, bir izlekse, ben bu izleği bozmaya çalıyorum, elimden geldiğince, artık olduğunca.

-Önümüzdeki senelerde endüstri nereye doğru evrilecek? Öngürüleriniz nelerdir?

Seksenleri, doksanları hatırlıyorum. Şikayetleri de aynıymış o dönemde, insanların. Yine aynı. Şikayet etmeye gerek yok. Her zaman yüzü güldüren bir dikkatli okur, ekip diyelim buna, bu ekip var olacak. Bizimle birlikte, bırakalım şimdi nitelikli okurun varlığına dair serzenişlerimizi, biz hep birlikte kitap çıkarıp okumak için değil, dünyaya güçlü bir anlam katmak, elimizden gelirse var olan anlamları değiştirmek için yaşıyoruz. Bunun için yaşadıkça, yani endüstriye kalbimizi kaptırmaktan kaçtıkça bu anlam değişikliği gerçekleşecek gibi. Gerçekten endüstriye ne olur bu arada, bilmiyorum, batsın bence önce, sonrasına bakarız hep birlikte. 

-Eser seçerken başvurduğunuz kriterler neler?

Önemli bir soru. Hemen cevaplayayım. Öncelikle benim sevdiğim metinler edebiyat yaparken edebiyatı soruşturan metinler. İkincisi postmodern, aslında sosyal bilimlerde olabilse de edebiyatta varlığına pek inanmıyorum  bu tabirin, işte postmodern teknikleri, en azından bir girişim olarak kullanabilen metinler değerli benim için. Üçüncü ve son olarak metinlerarasılık önemli benim için. Bunu bilinçli bir şekilde tasarruf eden metinler. Bilinç kelimesini bir kere daha kullanalım: Yazan, ne yaptığını bilecek, bunun için de yazdığının edebiyat kroniğinde nerede yer aldığını bilebilecek bir birikime, yani bilince sahip olacak. Tabi yetenek, çaba önemli, ama daha önemlisi bu. 

-Dedalus'un gelecek ile ilgili planları neler? Sürprizler var mı? Yakın dönem hedeflerinizden söz eder misiniz?

Ölümcül bir soru bu. Yanıtlarken ölebilirim. Öncelikle az önce bahsettiğimiz üç harika kural doğrultusunda Türkçe yapılan edebiyatı seyrelteceğiz, azaltacağız. Azaltacağız. Epey azaltacağız. Öyle böyle değil, epey azaltacağız. Bunun yerine ben, güvendiğim kalemlere belirli sınırlar içinde bir şeyler yazmalarını isteyeceğim. Evet bunu talep edebilirim, çünkü ben okurum. Yazanın en çok ihtiyaç duyduğu. Bu doğrultuda ve yanı sıra “deli” sürprizler var. Tüyo: Kieslowski’nin dekalog’unu bilir misiniz? Adının dört farklı telaffuzu varmış bu yönetmenin, ben hiç birisini söyleyemiyorum. Bu kadarını diyeyim. Hedefler? Hedefler: Uzlaşmamayı sertleştirmek. Ne pahasına olursa olsun. Mesela şu an dedalus’un edebiyatta edindiği ayrıcalıklı yerden bahsedebilirdim, ama bu kararlılığımı etkileyebilir.

Kullanıcı Yorumları (Yorum Ekle)